Özdeyişler

İnanç gerçeği bilmek istememektir

Nietzche
____________

Korkaklar inanır, cesurlar sorgular

____________

Düşünün, henüz yasak değil!

____________

İnsanlar sadece konuştuklarından değil sessiz kaldıklarından da sorumludurlar.

Aziz Nesin

_____________

Aptal olduğunu kabul etmek akıllılıktır

_____________

Kadercilik, söz ve eylemlerinin sorumluluğundan kaçmaktır.

_____________

Seçim birşeyleri değiştirecek olsaydı seçim yapmazlardı

_____________

Para bir değer ölçüsü değildir

Bağdat caddesinde salonu 30mdaire bir değerdir. Bağdat caddesinde 25m2  salonlu daire daha az bir değerdir. Siz salonu 30molan dairenizi yapımcıya verip karşılığında 25msalonlu bir daire alıyorsanız kendi değerinizin bir kısmını yapımcıya terk etmiş oluyorsunuz.

Para sanal bir çokluktur, gerçek karşılığı yoktur, siz yapımcının size verdiği 25msalonlu daireyi paraya çevirip Bağdat caddesinde 30msalonlu bir daire alamazsınız.

Dolayısı ile dairenzin değeri artmış değil, azalmış olmaktadır.

23 Nisan 1954

TED Ankara Koleji İlkokul 4. sınıfta katıldığımız 23 Nisan töreninde okul kıtasının başındayım

232 2015-04-222

22 NİSAN DÜNYA GÜNÜ

22 NİSAN DÜNYA GÜNÜ

Süleyman Çelik (scelik44@gmail.com)

 

San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen UNESCO Dünya Konferansında, dünyamızın karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla, 22 nisanın “Dünya Günü” olarak kutlanması kabul edildi. Ancak Kapitalizm bu günü de bir “tüketim günü” yapmayı başardı ve çevreci bir faaliyet olması gereken dünya günü kutlamalarına 1990’da central park’ta katılanlar, geride 100 ton çöp bıraktılar.

Kapitalizm üretim ve tüketim üzerine kurulu bir düzen. Bu üretim- tüketim döngüsü durduğu zaman fabrikalar kapanıyor, çalışanlar işsiz kalıyor ve ekonomik bunalım (kriz) ortaya çıkıyor. Bir ülkede çıkan bunalım, domino etkisiyle tüm ülkelere yayılıyor ve dünya ekonomik bunalıma giriyor.

Öte yandan üretim için ham madde ve enerjiye, tüketim için de pazara gereksinim var. Bu da sömürü ve savaşlara neden oluyor. Varsıl ülkeler yoksul ülkelerin ham madde ve enerji kaynaklarına el koyuyor. Bunu savaşarak ya da yoksul ülkelerde politikacıları satın alarak yapıyorlar. Küreselleşme masalları anlatarak, ambargo ve benzeri uygulamalar yaparak dünyayı pazar haline getiriyorlar.

Kapitalizmin neden olduğu bu üretim- tüketim döngüsü ve savaşlar, doğurduğu çevre sorunları nedeniyle ne yazık ki dünyanın sonunu hazırlıyor. Bölgemizde yaşanan ve günümüzde canlı tanığı olduğumuz insanlık dramlarının nedeni de kapitalizm.

Joseph E. Stiglitz yazmış olduğu “Eşitsizliğin Bedeli” adlı kitapta, kapitalizmin kendi sonunu da hazırlayan bu süreci açıklamaya çalışıyor. Kitabın Türkçe çevirisi çıktı.

ABD’li bir ekonomist olan Stiglitz  aslında kapitalizmin harika çocuklarının başında gelenlerden. MIT mezunu, doktorası da buradan. Kapitalist sistemin kaleleri ola Yale, Duke, Stanford, Oxford ve Princeton Üniversitelerinde profesörlük yaptı. Şu anda Columbia Üniversitesi‘nde çalışmakta. Bill Clinton‘a Baş Ekonomi Danışmanlığı yaptı, daha sonra Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı ve Başekonomistliği görevlerinde bulundu. Kapitalizme yaptığı hizmetlerin karşılığında 1973‘te John Bates Clark Madalyası‘na layık görüldü ve 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü verildi.

Kitap Kapitalizm karşıtı  görülse de aslında neoklasik iktisadın “içeriden” eleştirisi kabul edilmekte ve önlem alınmadığı takdirde çöküşün kaçınılmaz olduğuna dikkat çekilmektedir. Bizim gibi geri kalmış ülkelerin insanlarının aymazlık uykusundan uyanmaları düşünülmediğinden, Stiglitz’in Kapitalist dünyayı şok tedavisiyle uyarmaya çalıştığı bildirilmektedir.

Aymazlarımız uyanmasa da Siz, güzel yurdumun “Aydınlık İnsanları” için Stiglitz’in bazı şok uyarılarını aşağıya yazıyorum.

“Merhaba… Ben Kapitalizm! Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle büyüttüm, “bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar” diye neden şaşırıyorsunuz!
Ben Kapitalizm! Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim; 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.
Ben Kapitalizm! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!
Ben Kapitalizm! Bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hikâyesi sizin için “azim ve başarı hikâyesi” olabiliyor.
Ben Kapitalizm! Ortalama bir insanın günde 5,5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!
Ben Kapitalizm! Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3.Dünya ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı…
Ben Kapitalizm! Elbette bütün kapitalistler birer “aziz” gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!
Ben Kapitalizm! Benim yüzümden ortalık miras kavgaları nedeniyle kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

Ben Kapitalizm! Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde, fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
Ben Kapitalizm! Benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1,4 milyar aç insan var!
Ben Kapitalizm! Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin, oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!
Ben Kapitalizm! Uzak Doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.
Ben Kapitalizm! “Serbest piyasa ekonomisi” dünyanın en büyük yalanı.
Ben Kapitalizm! Amerikalıların % 24’ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.
Ben Kapitalizm! Kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun. Victoria’s Secret ülkelerine Türkiye de eklendi. Avuç içi kadar çamaşıra 80 dolar verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
Ben Kapitalizm! 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!
Ben Kapitalizm! Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.
Ben Kapitalizm! Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.
Ben Kapitalizm! Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.
Ben Kapitalizm! Afrika kıtasından her sene 8,5 milyar dolar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar…
Ben Kapitalizm! Siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan’da 1milyon kişi günde 1,2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.
Ben Kapitalizm! Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun ve bir milyar kadın saç boyası kullanıyor.
Ben Kapitalizm! Sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64’ü kokain bağımlısı.
Ben Kapitalizm! Yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken, siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
Ben Kapitalizm! Siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
Ben Kapitalizm! Siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kâbe manzaralı otellerinde, “ibadet” ederlerken?
Ben Kapitalizm! Siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için “kutlarken”?
Ben Kapitalizm! ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok, çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.
Ben Kapitalizm! Yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.
Ben Kapitalizm! Benim yüzümden Dünya nüfusunun % 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1’ine
sahip. Dünya nüfusunun % 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50’sine sahip.
Ben Kapitalizm! Bankacılar benim evlatlarım.
Ben Kapitalizm! Amerikalıların % 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü! Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf? Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf? Bu benim başarım!
Ben Kapitalizm! Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik! Zavallı tüketim bağımlıları…”

Joseph Stiglitz / Eşitsizliğin Bedeli

EĞİTİM Mİ DEDİNİZ?

ÖRGÜN EĞİTİM BÜYÜK TUZAK !

* Ayasofya 1500 yaşında, Sultan Ahmet 450 yaşında

O çağlarda üniversite, diploma, ders saati, eğitim programı, sınav mı varmış?

İletişim ve ulaşımın sınırlı olduğu dönemlerde meraklılar atölyelerde usta-çırak ilişkisi ile bilgi ve beceri kazanıp bütün bu eserleri yapmışlar.

Örgün eğitim son birkaç yüzyılda ortaya çıkmış ve günümüzde “endüstriye köle yetiştirmek” şekline dönüşmüş, bireyin hayal gücünü, yaratıcılığını ve en önemlisi özgürlüğünü yok etme noktasına gelmiştir.

BAZI GERÇEKLER

Emperyalizm dünyanın başına yüzyıllardan beri bela, yaşamın her bölümü içinde eğitimi de ele geçirmiş durumdadır. Yurdumuzda bunda özellikle Atatürk sonrası yöneticilerin bilinçli-bilinçsiz katkıları büyük rol oynamıştır.

1946 yılında ABD ile yapılan eğitim anlaşmasında, Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye kurulunda Türk ve ABD uzmanları arasında oylama başa baş çıkması halinde son kararı Ankara’daki ABD büyük elçisinin vereceği hükme bağlanmıştır.

Bu da günümüze sadece göz aşinalığı-el melekesi ile hızlıca test çözen, hemen hiç bilgiye sahip olmayan, araştırma-sorgulama merak ve becerileri gelişmemiş kuşaklar olarak yansımaktadır.

BİRKAÇ DİYALOG VE DENEYİM

* Bir veli “ilkokul 3. ve 4. sınıftaki kızlarımı, aht ettim Üsküdar Amerikan Koleji’ne sokacağım, eve gelen öğretmene saati beşyüz lira veriyorum. Aynı öğretmeni uçak biletini verip Ankara ve İzmir’e çağıran veliler var, çünkü ‘garantili’ ders veriyor” demekte. !

* Yüksek öğrenim(!) görmüş iki kişi ayrı zamanlarda “ondalık sayı sisteminde iki kere iki dört eder, ama başka sayı sistemlerinde başka eder” diyebilmekte!

* ODTÜ öğrencilik yıllarımızda bir sınav esnasında arkadaşım takıldığı bir soruyu benim çözdüğümü görmüş, “verir misin?” dedi, verdim. Biraz sonra benim takıldığım bir soruyu onun çözdüğünü gördüm, “verir misin?” dedim, “veremem, notlarda çan eğrisi değerlendirme var, benim herkesten yüksek not almam gerek” dedi!

SÖZÜN ÖZÜ

Emperyalist sistem bilgiyi değil rekabeti dayatıyor, bireylere başkasının kafasına basıp kendisini yukarı çıkarma ve yarışma hırsı aşılıyor !

ÇARE NEDİR?

Örgün eğitimden uzak durmak, devlet/özel okullarına çocukları göndermemek, bireylerin kendi merak alanlarında atölye sağlamak, usta-çırak düzeni ile bilgi ve beceri kazandırmak.

Aralık 2015

Kemal Gençay

Yaşar Nuri de allah ile aldatmıyor mu?

Ne demiş Nietzche: “inanç, gerçeği bilmek istememektir”.

Ben ateist olduğumdan beni etkilemiyor, ancak allaha inanan müslümanlara eski yazıtlardan alıntı/yorum yaparak ahkam kesmek ne denli doğrudur?

İnanç bireysel bir olgudur, kişi “ben inanıyorum” der, ancak iki kişi bir araya gelip “biz inanıyoruz” dediğinde bu diğer bireyler üstünde görünmez ve haksız bir baskı oluşturmak anlamına geliyor. Bu durumda da hitabette, belge araştırıcılığında öne çıkmış bireylerin inanan toplumlari etkilemesi çok sıradan bir olay oluyor.

Bir diğer çarpıklık da, medyanın bu araştırmacı kişileri “din alimi” sıfatı ile ortaya atmaları. Oysa çok açık ki bilim ve inanç birbirinin karşıtı olgulardır, Bilim kanıt üzerine kurulur, inanç dogmalardan oluşur, böyle bakıldığında Yaşar Nuri iyi bir belge araştırmacısı, ancak kendi yorumunu ilettiğini söylemeli, kesinlik içeren ifadelerden kaçınmalı, bireylere kaynak işaret etmeli ve bireylerin kendi araştırmalarını yapmalarını önermelidir.

Bir başka konu da, eğer tarih bize doğru aktarıyor ise, bütün peygamberlerin okuma yazmaları olmadığı gerçeğdir. Kendilerine telepatik yolla gelen bilgileri yakınlarına sözlü olarak aktarmışlar, kuşaklar sonra kulaktan kulağa birçok söylem aslını kaybetmiş, ancak bir zaman sonra yazıya dökülmeye başlanmış. Bu durumda bazı “din alimleri”nin “kuran hiç değişikliğe uğramamıştır” savı ne derece inandırıcıdır düşünmek gerek.

“Düşünün, henüz yasak değil” !!!

Demokrasi, emperyalistlerin yalanıdır!

Seçim birşeyleri değiştirecek olsaydı, seçim yapmazlardı.

Tarihin söyledikleri doğru ise “demokrasi” sözcüğünün kökeninin çıktığı antik Yunanda, kölelerin, işçilerin kadınların seçme seçilme hakları yokmuş, sadece elitler kendi aralarında seçim yaparlarmış.

Demokrasi eşitler arasında olur, bilgi seviyesi belirli düzeye gelmiş bireyler kendi aralarında kendilerini yönetecek kişileri seçerler (Profesörler, rektör seçer, YÖK’ün varlığı ve cumhurbaşkanının rektör tayini yanlıştır). Emperyal güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin kasıtlı ve sistematik olarak bilgisiz bırkatıkları halk yığınlarından sadece sağduyuya dayanarak rasyonel bir seçim yapmalarını beklemek hayaldir.

Emperyal güçlerin bireye “bak seni adam yerine koyuyoruz, senin de yönetimde söz hakkın var” diyerek seçim yaptırması, üstelik bunun demokrasi adına yapılıyor diye söylenmesi büyük bir yalandır!!

Neden Ecevit toprak yasasını çıkaramadı? Hani su kullananın, toprak işleyenin olacaktı? Olamaz, çünkü, Cumhuriyetten beri her dönem meclise giren biryelerin, kendileri hısım akrabaları, arkadaşları, toprak ağalarıdır, şeyh-şıh müritleridir, marabalarının aydınlanmasını isterler mi? Meclis hiçbir dönemde gerçek anlamda halkın meclisi olmadı!

Ekonomi üretime değil, üç kağıda (döviz, faiz, borsa) dayalı iken, oynan hep bir “cambaza bak” oyunundan başka birşey değildir. Bütün devletler, bizimki de dahil olmak üzere karşılıksız para basıyorlar, değersiz kağıt parçaları.

İnsanoğlunun ürettiği mal ve hizmetin değiş tokuşu için paradan başka bir yöntem bulması gereklidir, (kesinlikle kıymetli madenler olamaz, çünkü onları da bulup çıkaran işleyenler ve sahip olanlar yine emperyalistler, halkın bu olanağı yok).

Umarım seçimden önce kötüye giden ekonomi nedeniyle bir halk kalkışması ile meclis kapatılır, ve seçimlerin yapılması engellenir, yoksa yine emperyal güçler ve yerli işbirlikçileri kıs kıs gülecekler halimize.

Hulki Cevizoğlu’nun Prof.Dr.Aydın Köksal söyleşisi

Ulusal Kanal’da 21 Mart 2015 akşamı Hulki Cevizoğlu, meslektaşımız, aile dostumuz Prof.Dr. Aydın Köksal’la çok güzel bir söyleşi yaptı. 1970’lerden beri tanıdığımız, bütün kitaplarını bana imzalamak inceliğini gösteren Aydın’ın birçok fikrini olumlu bulur, katılırım. Ancak “yabancı dilde eğitim” konusunda aynı görüşü paylaşmadığımı, kendisiyle yazlık komşumuz olarak bir ay boyunca birlikteliğimiz sıralarında hep ifade etmişimdir.
Kendisi “bir taşla iki kuş vuramazsınız; yani hem İngilizce öğrenilsin, hem de yanı sıra bilim öğrenilsin olmaz” der. Bunun doğal devamı olarak da “Türkçe bilim dili olmalıdır, olabilir” der. Bence de Türkçe’nin bilim dili olması yararlı olacaktır, ancak herşeyden önce Türkçe’nin çeşitli lehçelerinin konuşulduğu geniş coğrafyada tarihten günümüze dek ne kadar bilim üretilmiş de, bilimsel terimler Türkçe’ye girmemiş, diye düşünmemiz gerek.
Özellikle Anadoluda insanlığı etkilemiş bir çok düşün ve sanat insanı yetişmiş; Mevlana, Yunus, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel ilk akla gelenler, kadim Sümer, Asur vb. uygarlıklar da bu coğrafyada boy göstermiş.
Ancak bu coğrafyada nedense bir Kepler, Galile, Kopernik vb. gibi bir isim çıkmamış, üstelik bu bilginlerin bir kısmı, Avrupa’da kilisenin baskın olduğu ve bilim insanlarının engizisyon mahkemelerince yaşamlarından oldukları bir dönemde çıkmışlar.
Bilimsel makalelerin evrensel boyutta yer alması için İngilizce dilinde olması ana seçenek haline gelmiştir. Bu durumda İngilizce bilmek, hem de iyi derecede bilmek, evrensel bilim arenasında söz sahibi olmak için olmaz ise olmaz koşul durumundadır. Çaresi de insanların yüksek matematik, genetik, kimya okuyacak yaşa gelmelerinden çok önce ana okulundan başlayarak İngilizce öğrenmelerindedir. Bir yabancı dil de en iyi şekilde, dilbilgisinin yanı sıra edebiyatıyla öğrenilir.
Gelelim “yabancı dilde eğitim”e, tamam eğitim Türkçe olsun, ancak yine bütün bilimsel yayınlar, kitaplar çoğunlukla İngilizce dilinde, bu durumda bilim eğitiminden önce İngilizceyi iyi öğrenmekten başkaca seçenek kalıyor mu?